Son Dakika
20 Haziran 2019 Perşembe
16 Mayıs 2019 Perşembe, 13:31
sebahattin yaman
sebahattin yaman sebahattinymn@hotmail.com Tüm Yazılar

GERÇEKLER ÖLDÜRÜLMEMELİ

 

19 Mayıs 1919, bir devrim kararının 100. Yılı.

Osmanlı devletini yıkan ve emperyalistleri dize getiren devrim Anadolu’da başladı.

O devrimle bir millî devlet kuruldu. Böylece 19 Mayıs devrimci bir devletin halkla birlikte kutladığı bayram oldu.

19 Mayıs, ATATÜRK’ün gösterdiği yolda başarı için dersler içermektedir.

ATATÜRK, Erzurum, Sivas kongrelerini toplarken rotasında hiç sapma olmadı.

Samsuna çıkarken, gemisinin kırık dökük olması onu yolundan döndürmedi.

Meclisi yokluklar içinde açarken, Osmanlıdaki işbirlikçilerin engellerine boyun eğmedi.

Cumhuriyeti ilan ederken, tehdit ve suikast girişimleri onu yolundan alıkoyamadı.

ATATÜRK, yalnızlığa, ihanetlere, yokluklara ve engellere rağmen Türkiye Cumhuriyetini sağlam temeller üzerinde kurdu. Aynı zamanda gericilik ve bölücülüğe meydan okuyarak, geri kalmış bir toplumdan çağdaş bir ULUS yarattı.

ATATÜRK, hiçbir zaman ideallerinden vazgeçmedi.

Tüm olumsuzluklara rağmen hiçbir güce boyun eğmedi.

Kısacası bizlere gösterilmek istenmese de ATATÜRK, inandığı için başardı. Başardığı için de bu Milletin ATA’SI oldu.

19 Mayıslarda almamız gereken ders işte bu. Yalnızda yürüsek, ideallerimizden her türlü güçlükler, her türlü engellere rağmen vazgeçmemeliyiz.

O zaman Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ü anlamış oluruz.

O zaman, onun dediğini gerçekleştirmiş oluruz.

Ne demişti büyük önder?

“Beni anlamak demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir”

19 Mayıslarda ATATÜRK’Ü, ATATÜRK’ÜN DEDİĞİ GİBİ ANLAMALIYIZ…

 

**************************                                                                                                                                   *******************************

 

Mayıs Ayı meclis toplantısında Çivril Belediye Başkanı Sayın Niyazi VURAL, deyim yerindeyse Çivril’deki yerel  basına  ayar vermeye çalıştı. Kendince basından anladıklarını aktardı veya bir başka deyişle basının nasıl olması gerektiğini ! belirtti.

Meclis toplantılarında, meclis üyeleri dışında kimsenin konuşma hakkı yoktur. Onun için orada derdimizi anlatamadık. Konuyla ilgili Sayın Başkanı telefonla arayarak, ayaküstü bir şeyler anlatmaya çalışsak ta, detaylı görüşmek için randevu istedik. Sayın Başkan’da müsait olduğunda Gazetemize randevu vereceğini belirtti. O günü beklerken, yinede konunun sıcaklığını kaybetmeden açıklama yapma zorunluluğunu duyduk.

 

Diğer meslektaşlarımız adına konuşmak bize düşmez. Onun için, Sayın VURAL‘ın konuşmalarındaki bizimle ilgili bölüme açıklık getirmek isteriz.

 

Şöyle demişti Sayın Başkan bizimle ilgili;

 

ÇİVRİL FEN LİSESİ “ Diye tıklayınca o haber hala gündemde.

Bu haber bize şimdi fayda getiriyor mu?

 

Biz yaptığımız haberlerde de, bulunduğumuz beyanlarda da bunun ilerisi-gerisi nedir? Diye düşünmemiz lazım.

 

Bir basın mensubu olarak, bir meclis üyesi olarak; burada siyaseten Çivril’in önde gelen kişileri olarak yaptığımız işleri, attığımız adımları bir değerlendirmemiz lazım. Bunların sonuçlarının nereye varılacağının bilinmesi lazım.

Bu Çivril hepimizin.

Google’a tıkladığında, Çivril’le ilgili tüm yazılar hepimizi ilgilendiriyor.”

 

Böyle diyor Sayın Başkan.

Sayın Başkan okullarda hukuk okudu. Bizde Gazetecilik okuduk.Üstelik bu meslekte de 30 yılımızı bitirdik.

 

Bakalım bize okullarımızda öğretilen gazetecilik neymiş?

 

“Gazetecilik, kamu yararı için yapılır.  Halkı aydınlatmaktır gazetecilik.

Olumsuzlukları göstermek, gazeteciliğin temel görevlerindendir.

Gazeteci haberini yaparken, sadece ve sadece gerçeğe bağlı kalır.

Haberin sonucunun ne olacağı yasalar, vatan hainliği ve  Ulusal çıkarlar dışında gazeteciyi ilgilendirmez.

 

  Bunun karşısında (böyle bir gazeteciliğin karşısında) olanlar ise, GERÇEKLERİ ÖLDÜRMEK refleksine kapılırlar.

Gerçekleri öldürmek; o haberleri gazeteye taşıyanları tehdit etmekten, davalarla yıldırmaktan, itibarsızlaştırmaktan, reklam verenlere baskı uygulayıp gazeteyi “cezalandırmaktan” geçiyor!”

 

Okullarımızda bunları öğrendik . Yani hocalarımız bizlere bunları öğretti.

 

      ÜLKEMİZDE DURUM

 

Ülkemizde ise son dönemlerde maalesef gazeteci ile halkla ilişkiler çalışanları karıştırılıyor. Gazeteciden, halkla ilişkiler elemanının yaptıkları bekleniyor.

 

Unutulmaması gerekir ki Gazeteci:

Doğru bildiklerini yazan, halkın haber alma hakkını kullanmasına yardımcı olan kişidir.

 

Halkla ilişkiler elemanı ise, kişi veya yöneticilerin sürekli iyi ve olumlu yönlerini yansıtan ve onun reklamını yapan kişidir.

 

Gazeteciyi halkla ilişkiler elemanı olarak görmek, toplum adına, Ülke adına en büyük yanılgıdır…

 

Bu iyi niyetli düşüncenin dışında bir anlayış daha var ki, asıl bizim için tehlike odur.

 

Önceleri Ülkemizde basının gücünden söz edilirdi. Kamu adına, okur adına  bu anlayış doğruydu da.

Ama şimdilerde ise GÜCÜN basını yaratılmaya çalışılıyor.

Başkalarını bilmeyiz ama biz doğru bildiklerimizi yaparak ikincisi olmayacağımızın bilincindeyiz.

GERÇEKLERİN ÖLDÜRÜLMESİNE karşı durmaya devam edeceğiz…

Konuyla ilgili Sayın Başkana teşbihte hata olmaz diyerek şunu söylemek isteriz.

 

Nasrettin Hoca’nın  dediği gibi:

Hırsızın hiç mi suçu yok?

 

Aajans Matbaacılık Ve Vasım İşleri Tasarım ve Programlama: Soner Solak