09 Ocak 2020 Perşembe, 07:27
sebahattin yaman
sebahattin yaman sebahattinymn@hotmail.com Tüm Yazılar

ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ !

 

Çalışan gazeteciler günü, gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1961’den beri 10 Ocak günü düzenlenen Türkiye’ye özgü bir kutlama gündür.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1961 yılından beri düzenlenen 10 Ocak Gazeteciler günü, Ülkemize  özgüdür.

 Peki 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nasıl ortaya çıktı? İşte ayrıntılar…

4 Ocak 1961’de kabul edilen ve basın çalışanlarının bazı haklar ve yasal güvence sağlayan “212 sayılı kanun” adlı düzenlemenin Resmi gazetede yayınlanışı nedeniyle 10 Ocak günü kutlama günü olmuştur.

Söz konusu düzenleme, iş sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması, sözleşmelere işin türü ve ücret miktarının yazılması gibi gazetecilerin sosyal ve yasal haklarını belirleyen hükümleri içeriyordu. Bu yasa ile kendilerine yüklenen sorumlulukları kabul etmek istemeyen 9 gazete patronu (Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Vatan, Yeni İstanbul ve Yeni Sabah) 212 sayılı yasanın ve Basın İlan Kurumu’nun oluşmasına ilişkin 195 sayılı yasanın mesleki sakıncalar doğuracağını iddia eden bir ortak bildiriye imza atarak yasayı protesto etmek için 3 gün süresince gazeteleri yayımlamama kararı aldılar.

“Dokuz patron olayı” olarak basın tarihine geçen bu gelişme üzerine gazeteciler, boykot boyunca “Basın” adlı bir gazete yayımlamaya karar vermişlerdir. Basın gazetesi 11 Ocak günü yayına başladı ve üç günlük boykot sırasında düzenli olarak yayınını sürdürdü.

Çalışan Gazeteciler Günü, bu olayın bir sonucu olarak ortaya çıktı. 10 Ocak, “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başladı ve 1971’de “Çalışan Gazeteciler Günü” halini aldı.

Günümüzde bu meslek ne yazık ki çok zor şartlar altında gerçekleştiriliyor.

Biz gazeteciler en zor dönemlerimizi yaşıyoruz. İşsiz kalan gazeteciler, cezaevinde yatan gazeteciler, sansüre karşı işini yapmaya çalışan gazeteciler, Mahalle baskısı altında görev yapma sevdasında olan gazeteciler.

ATATÜRK, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve önderi  olarak, basın özgürlüğü konusunda şunları vurguluyor:

“İnsanların para ile yaptırdıkları basın mücadeleleri vardır.

 En adi yalanları yaymada basının kullanıldığı çokça olmuştur.

Basın ve fikir özgürlüğünün karşılaştığı başka tehlikeler de vardır. Basının ve hatta düşünce derneklerinin, Ulusual  Hükûmetin  etkisinden kurtularak, siyasi veya ekonomik gizli amaçlara alet olmasından korkulur. Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para aleminin basın üzerinde gizli etkisi veyahut sadece yabancı devletlerin örtülü ödeneklerinin etkisi, işte bunların kamuoyunu kandırma ve yanıltmasından tamamıyla korkulur.

           Fakat, hürriyetten çıkacak bu kötülükler asla çaresiz değildir.

İlk önce basın hürriyetine yasal bir sınır çizilir.

İkinci olarak gazeteler, özel bir teşkilat kurarak bununla kendi üzerlerinde ahlaki bir tesir meydana getirirler. İlk zamanlarda, bir işten başka bir şey olmayan gazetecilik, sosyal bir müessese haline gelebilir. Bundan başka, halkın fikrî ve siyasi terbiyesi de bir güvencedir. Halk, çeşitli gazeteleri okumaya ve onları birbirleriyle kontrol etmeye ve gazeteci yalanlarına inanmamaya alışır.

Bütün bunların üstünde, her şeyin açık olması sayesinde iyi niyetin gelişeceğini ve çok önemli meseleler üzerinde iyi niyet sahibi insanların daima çoğunluğu oluşturacağını kabul etmek uygun olur.

Çünkü, ‘Her zaman dünyanın yarısını ve bir zamanda  dünyanın hepsini aldatmak mümkündür.  Fakat, bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir.’ Tecrübe göstermiştir ki, insanların her şeyi söylemelerini önlemek asla mümkün değildir. Fakat, Millî terbiye ve büyük manevi kuvvetlere karşı Hükûmetin uygun şekilde hareketi sayesinde, isyankâr fikirlerin yayılmasına müsaade etmeyecek sosyal bir çevre yaratmak mümkündür.

Herhalde, her şeyin söylenmesine müsaade etmek ve bunun karşısında söyleyenlerin harekete geçmesini bekleyerek tedbir almakla yetinmek anlamsızdır.

          Bütün halkın harekete geçtiği gün, onları durduracak kuvvet yoktur. Doğal olarak bir sağlığı koruma olduğu gibi, sosyal bir sağlığı koruma da vardır. Her ikisi aynı prensibe dayanır. Maddî mikropları yok etmek mümkün olmadığı gibi, manevî mikropları da yok etmek mümkün değildir. Fakat, şahsın vücudunda fizyolojik bir sağlık yaratmak mümkün olduğu gibi, sosyal bünyede de manevî bir sağlık yaratmak, bu şekilde bir direnç ortamı hazırlamak mümkündür…”

 

ASIL BÜYÜK GÜVENCE

 

            Görüldüğü gibi, ATATÜRK “uluslararası yüksek para aleminin ve yabancı devletlerin” kamuoyunu yönlendirme faaliyetine sınır çekilmesi gerektiğini belirtiyor.

ATATÜRK’E göre, asıl çare yasaklar değil, halkın bilinçli eylemidir..

 

       

GÜNÜMÜZDE İKİ ÇEŞİT GAZETECİ VARDIR

Birincisi; Araştırma yapan, milyonlarca insana ulaştıracağı bilgi için çalışan, verileri karşılaştıran ve habercilik işini yerinde yapan ciddi gazeteciler.

İkincisi; Paralı Askerler vardır ki, medyatik diktatörlüğün hizmetinde, onun kötülüklerini toplumlara sunarlar.

ÜLKEMİZDE

Ülkemizde ise son dönemlerde gazeteciden, bir kurumdaki halkla ilişkiler görevi yapan kişilerin davranışı bekleniyor.

Unutulmaması gerekir ki Gazeteci:

Doğru bildiklerini yazan, halkın haber alma hakkını kullanmasına yardımcı olan kişidir.

Halkla ilişkiler elemanı ise, kişi veya yöneticilerin sürekli iyi ve olumlu yönlerini yansıtan ve onun reklamını yapan kişidir.

Gazeteciyi halkla ilişkiler elemanı olarak görmek, hem toplum adına, hem de o yönetici adına en büyük yanılgıdır…

Aajans Matbaacılık Ve Vasım İşleri Tasarım ve Programlama: Soner Solak